Gerek değişen dış politika ve iç politika eşliğinde yaşanan eksen kaymaları gerek tarihsel sürecimizle sürekli yüzleşme kaderimiz. Hiçbir zaman komplo teorisiz yaşamayan, her ortaya koyulan uygulamaların arkasında sürekli farklı birşeyler olduğunu düşünen fakat sadece düşünmekle yetinen bir toplum düşünün. Herşey bundan ibaret olsa sorun çokta büyük değil aslında ama üstüne üstlük zor olan yaşam şartları… düşünüldüğünde şizofreni olmamak elde değil, dolayısıyla güçlü bir toplum karakterine sahip olduğumuzu düşünüyorum.
Bunları yazmamın sebebi bu toplumun bu kadar çok teorinin doğruluğuna inandığı halde neden sustuğunu inceleyecek olmamdır. Burada toplumdan bahsederken en alt tabakadan bahsetmiyorum sadece. Bunu bende yaşıyorum. En basit manada bir arkadaş ortamında bir politik tartışmada karşılaştığın dışlanma, fikirlerinin saçma olarak kabul görmesi gibi. Peki insanların bu dile getiremedikleri nedir? Bu soruya cevap aramakta fayda görüyorum konun aydınlanması açısından.
Nedir bu dile getiremediklerimiz? ABD’nin ülkemizde etkinliğinin derecesi acaba bizim sadece uluslararası sistemin mantığına göre kurguladığımız kurgu şeklinde mi. ABD ile ilişkilerimiz egemen iki devlet olarak mı sürdürülüyor. Ülkemizde yapılan özgür seçimlerde ABD’nin etkisi ne kadar mevcut. TC uygulamaya koymak istediği dış politikalarında ne kadar bağımsız veya kendi politikalarını uygulayabilme şansını elde edebiliyor mu.
Bu soruların cevapları TC’nin 60 yıllık siyasi tarihinde yatmaktadır. 60 yıl öncesine geri dönecek olursak karşımıza halkın önemli ölçüde desteğini almış olan Demokrat Parti çıkmaktadır. Böylesine bir çıkışı yakalamak dış güçlerden destek almadan ne kadar mümkün tartışılabilir. Türkiye’nin NATO’ya üyeliğe ve Kore’ye asker göndermesi Demokrat Parti dönemine denk gelmektedir. Yüzde 50’lik bir oy dilimine sahip olan bir iktidar partisi askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırılmıştır. Peki bu dönemde Türk dış politikasında TC ile ABD arasında ki ilişkiler ne kadar sağlıklı idi. Bildiğimiz bir şey varsa o da darbe gerçekleşmeden önce Adnan Menderes’in Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştirecek olmasıydı. Fakat askeri darbe buna izin vermedi. Yıl 1980 ve bir askeri darbe daha… boşta olan iktidara bir vekil gerekli idi. Çok uzun sürmedi çünkü zaten bu kişinin adı belirlenmişti. Turgut Özal. Oluşturulan yeni iktidar ile bir süre mevcut statükosunu koruyan Türk dış politikası, daha sonra Özal’ın Orta Doğu ve Orta Asya açılımlarıyla bir sapma yaşamıştır. Bu sapma sonuç olarak Özal’a önce bir suikast girişimi ve daha sonra karmaşık bir ölüm getirmiştir.
Bugün için konuşacak olursak Ak Parti hükümetinin daha seçimler belli olmadan ABD’den mazbatasını alması ve Batı ile ilişkilerini önemli ölçüde geliştirmesi Ak Partinin gücüne güç katmasını sağlamıştır. Ama özellikle son yaşanan güncel gelişmler Türk dış Politikasında yeni bir sapmayı gözler önüne sermektedir. İlk olarak komşularla “sıfır sorun” politikasının geliştirilmesi bunu akabinde dış politikada çok çeşitli bir stratejiye geçilmesi, bölgede daha yüksek sesle konuşabilme özgüveninin kazanılması, ekonomik bağımsızlığın kazanılabilmesi adına IMF ile anlaşmaya oturulmaması şeklinde sıralanabilir. Bunun karşılığında Terör olaylarının yeniden canlanması bir mesaj niteliğindedir. Tarih yeniden tekerrür eder mi yaşamadan bilinmez.
Ömer ÇOLAK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder